Ömer Gürsoy: “Avustralya bildiği oyunu oynadı, Türkiye çözüm üretemedi”
Spor yazarı Ömer Gürsoy, Türkiye'nin Avustralya karşısında aldığı 2-0'lık mağlubiyeti değerlendirdi.
ANKARA - BHA
Spor yazarı Ömer Gürsoy, "Avustralya Bildiğini Oynadı, Biz İse Oyunu Kıracak Anahtarı Bulamadık" başlıklı yazısında şu ifadelere yer verdi:
"Avustralya karşısında 2-0’lık mağlubiyet sadece bir skor değil, aynı zamanda sahada iki farklı futbol felsefesinin çarpışmasıydı. Ve bu çarpışmada Avustralya, kendi bildiği oyunu kusursuz denecek bir disiplinle oynarken, biz kendi oyunumuza ulaşmakta zorlandık.
Kompakt Duvar ve Kaybolan Alanlar
Avustralya’nın sahaya yerleşimi maçtan önce okunabilecek kadar netti: 190’ların üzerindeki uzun stoperler, birbirine yakın oynayan beşli savunma hattı ve alanı daraltan kompakt bir blok… Bu yapı hem yerden hem havadan geçit vermeyen bir duvar gibi çalıştı. Rakibin planı basitti ama etkiliydi: alanı kapat, oyunu yavaşlat, rakibi sabırlı ve steril bir hücuma zorla.
Sorun da tam burada başladı. Biz oyunu kurmaya çalıştık ama oyunun hızını artıracak kırılma anlarını üretemedik. Topa sahip olmak bir avantaj gibi görünse de, bu kez Avustralya’nın istediği bir ritme dönüştü. Çünkü onların planı zaten buydu: top bizde kalsın, ama etkisiz kalsın.
Penetre Etmeyen Oyun ve Kaçan Cesaret
Bunu fark eden teknik direktör Tony Popovic’in planı netti. Yüksek fizik gücü, alanı daraltma ve rakibi merkezde boğma üzerine kurulu bu savunma, modern futbolda “low risk – high control” dediğimiz yapının güçlü bir örneğiydi. Biz ise bu yapıyı kıracak tempoyu ve cesareti üretemedik.
İşte tam burada mesele futbolun çok ötesine geçiyor. Çünkü bazı savunmaları sadece pasla değil, “kırarak” aşabilirsiniz. Yani hızla, dikine ve risk alarak…
Basketbolda bu durumun karşılığı nettir. Doğan Hakyemez’e bir gün “en önemli şey nedir?” diye sorduğumda hiç düşünmeden “penetre” demişti. Çünkü bazen set hücumunu iyi çevirmek yetmez; savunmanın içine dalmak gerekir. Teması göze almak, duvarın içine girmek gerekir.
Basketboldaki bu mantığın sahadaki karşılığı Shane Larkin gibi oyunculardır. Hızlı, cesur ve savunmanın içine girerek oyunu bozan… Futbolda da bu tip maçların anahtarı budur: çizgide değil, içeride çözmek.
Bugün Avustralya’nın kurduğu yapı tam anlamıyla bir “zone savunma” gibiydi. Alanı kapatan, geçişleri boğan ve sizi dışarıdan oynamaya zorlayan bir sistem… Böyle bir yapıya karşı çözüm, sadece top çevirmek değil; içine girmektir.
Bu noktada Kenan Yıldız ve Yunus Akgün gibi isimler, “içeriye penetre” edebilecek profiller olarak öne çıkıyor. Çünkü bu tip maçlarda farkı yaratan şey pas sayısı değil, cesur dikine aksiyonlardır.
Futbol bazen taktik değil, cesaret testidir. Ve o testte hızla içeri girebilenler kazanır."